Showing posts with label şarkı sözleri. Show all posts
Showing posts with label şarkı sözleri. Show all posts

Thursday, 6 December 2012

Yetinmek yetmez

Şehrin açlıktan ağzı kokuyor
Çatıların üstünde karnı tok bir Tanrı
Aşağı bakıp "şükredin" diyor

Yetinmekle yetinmeyeceğim
Yalanlarına izin vermeyeceğim
Susmak bile ihanetken
Nasıl yetinebilirim?

Çok uzun zaman oturdum
Bir şeyler olmalı artık
Yoksa bir şeyler kırılacak içimde

Dilimde bir karıncalanma
Musluk suyunun tadı bile şarap gibi
Bir kez daha dudaklarımı yalayıp
Kalabalığa dalıyorum

Gel, gidelim buralardan
Rüzgara karşı yol alalım
Sadece Tanrılar yok olur
Sonunda onları terk ettiğimizde

Herkes görev ve ahlaktan söz ediyor
Ama benim egom kutsal
Ve onların keyifleri umurumda değil

Yetinmekle yetinmeyeceğim
Yalanlarına izin vermeyeceğim
Susmak bile ihanetken
Nasıl yetinebilirim?

Friday, 10 September 2010

Hayalet Evi

Kimse beni görmüyor.
Sadece burdayım, sadece varım.
Söyleyecek bir şeyim yok.
Sorularım var, çok fazla sorum var;
Cevap alamıyorum.
Kimse düşünmüyor, kimse düşünmüyor.
Çok fazla,
Sorular çok rahatsız edici.


Ve sesimi tekrar kulaklarınızda duyacaksınız.
Kendimi sizden koruma çabamda yok olsam da...
Haykırıyorum dışarıya: benim dünyamda merhamet yok.
Buradan çıkamıyorum: bir hayalet evi.


Kapatın kendinizi,
Çoğalın, durgunlaşın; için, sıçın, tüketin!
Hadi, hiç kimsenin ihtiyaç duymadığı şeyler
Satın alın.
Kendinizi güzel hissedin
10. liposuctiondan sonra.
Her şeyin anlamsız olduğuna
Kendinizi inandırın.



Ve sesimi tekrar kulaklarınızda duyacaksınız.
Kendimi sizden koruma çabamda yok olsam da...
Haykırıyorum dışarıya: benim dünyam merhametsiz.
Buradan çıkamıyorum: bir hayalet evi.

Ne yaparsanız yapın
Sizi rahat bırakmam!

Friday, 23 July 2010

Anarşist manifesto

Hadi tekrar deneyelim:
Denizin derinliklerinde bir balina
Bir o yana bir bu yana yüzüyor
Ve çok da canı sıkılıyor.
Etrafında küçük canlılar
Ne uyuşturucu var ne okumak için bir şeyler
Arada sırada bir kaç fok geçiyor
Ama onları da sikemiyor.
Kafası çok karışık
Çünkü onu yöneten bir devlet yok.

Saturday, 27 March 2010

The Zoo

The Panther


His gaze has, from the passing of the bars,
gotten so tired that it holds nothing more.
To him it is, as if there were a thousand bars
And behind a thousand bars no world.
The soft stride of smooth strong steps,
that spins round in the tiniest circle,
is like a dance of strength around a center,
in which, numbly, a great will stands.
Only sometimes the curtain of the pupil
rises silently. — Then an image enters,
goes through the limbs’ tense silence —
and in the heart ceases to exist.
Rainer Maria Rilke



Someone told me
It's all happening at the zoo.
I do believe it,
I do believe it's true.

Sunday, 27 September 2009

Truly, he IS god...

So each day would be new
I build you to sleep
that´s the idea of dying but
you´ll just have to see
You can do what you want or so you think
But til you stop all your thoughts
you are ties to your surroundings
When the fog spreads out
in the rainy season
It comes from my insides
When the thunderous lightning strikes down
you´re seeing your real I
People
You blaspheme my name
But still I love you
Still I love you
I love you just the same
I hear all your prayers
because I´m each one of you
Creations not something I did
it´s something that I do

The reason for the bad is
so there'd be such thing as good
Oh I´d do anything for you
You all know I would
Be for me Be for me Be for me
Before me Before me Before me
You know that I try to repair and repay
As life goes by a thousand times
It gets a little better

All is belief, All is belief, All is belief, All is belief



John Frusciante - "God" -The Empyrean

Sunday, 29 June 2008

Moorsoldaten - Bataklık Askerleri

Moorsoldaten 1933 yılında Nazi Almanya'sında Börgermoor Toplama Kampı'ndaki tutuklular tarafından söylenen bir şarkıydı. Bu kampta Nazilere karşı olanlar, hırsızlar ve homoseksüeller tutuluyordu. Esirlerin kamptaki görevi kazma kürek gibi basit aletlerle turba bataklığındaki toprağı işlemekti. 1933 yılında Noel'den kısa bir süre önce tutuklulardan pek çoğu, kamp yaşamı hakkında konuşmamaya yemin ettiklerine dair bir belge imzalama şartıyla serbest bırakıldı.

Gözün alabildiğince
Bataklık ve çalılar her yerde
Kuş cıvıltısının kulağımıza çalınmadığı yerde
Meşeler yamuk ve çıplak durur

Bizler bataklık askerleriyiz
Ve sırtımızda küreklerle
Bataklığa gideriz

Bu çorak fundalıkta
Kampımız kurulmuş
Burada her türlü neşeden uzak
Dikenli teller ardına istiflenmişiz

Bizler bataklık askerleriyiz
Ve sırtımızda küreklerle
Bataklığa gideriz

Sabahları askerler gider
Turbalığın arasından işlerine
Yakıcı güneş altında kazarız
Aklımız memlekette

Yuvayı, yuvayı özler herkes
Aileye, karıya, çocuğa
Kimi göğüsler gerilir iç çekişle
Burada tutsak olduğu için

Aşağı yukarı yürür nöbetçiler
Kimse, kimse geçemez
Kaçmak hayatımıza mal olur sadece
Dört kat duvarlarla çevrilidir kale

Ama halimizden yakınmayız
Kış sonsuza kadar süremez
Bir gün sevinçle diyeceğiz ki
Yurdum, tekrar benimsin

O zaman bataklık askerleri
Sırtında küreklerle
Bir daha asla gitmez bataklığa

Friday, 2 May 2008

Die Toten Hosen - Viva La Revolution



Her sabah üç dakikalık bir kahvaltı yumurtası

Ve köpekle bi tur
Tam vaktinde işte olmak ve tam vaktinde eve gelmek
Her gün aynı yöne doğru gidiyoruz, neden diye sormadan
Her gece aynı suratlar, aynı televizyon programlarında

Sonumuz asla bu olmayak demiştik o zamanlar
Bu demir parmaklıktan kuralları olan kafese hayır!
Görkemli bi başkaldırıştı; karşıydık, asla onların lehine değildik
Ve nihayet bir şeyler olsun diye her lanet kapıya kazıdık:

Viva la revolution - yaşasın devrim!
Viva la revolution - ölümden önce hayat var!

Bu dünyayı değiştirmek istiyorduk ve önce kuaföre gittik
Çünkü bi ara birileri dış görünüş önemli demişti
Ve sonra savaşa attık kendimizi, Babil'in savaşçıları gibi
Herkes başka bi şeye inanıyordu, çünkü kimsenin bi şeyden anladığı yoktu

Viva la revolution - yaşasın devrim!
Viva la revolution - ölümden önce hayat var!

Yaşlı Marx bizimle gurur duyardı ve kutsal savaşımızla
Çünkü özgürlüğümüz için savaştık, Tanrıya şükür ki kazandık
Ve bugün SPD ve CDU* arasında seçim yapabiliyoruz
RTL ve ZDF** arasında, Pepsi ve Coca Cola arasında

Viva la revolution - yaşasın devrim!
Viva la revolution - ölümden önce hayat var!

Viva la revolution - yaşasın devrim!
Bu "Viva la revolution" da maalesef sadece afyondu

*SPD: Sosyal-demokrat Parti. CDU: Hıristiyan-demokrat Parti. İkisi de birbirinden beter.
**RTL ve ZDF; en çok izlenen Alman TV kanallarından iki tanesi. Biri özel, diğeri devlete bağlı.

Thursday, 17 April 2008

İki Üzüm Tanesi


Vaktiyle iki üzüm tanesi bir daldan sarkardı
Tasasızca, bütün tek yazlık ömürleri boyunca
Akşam cırcırböcekleri şarkı söylerken
Üzümler için sıradışı olan bi istek kapladı içlerini
Ölümsüzce aşık olmuşlardı.

Erkek esmer, sıcak bi tipti, kadınının onda en çok sevdiği taraf buydu
Bülbüllerin senfonisine sessizce eşlik ederek ona serenat yapardı
"Ah benim tatlı üzümüm, sana inandığımı bil
Benim güzel gelinim, o narin, pürüzsüz tenin..."

Hayatımı verirdim, sadece tek bir kez seninle bir olabilmek için
Hayatımı verirdim, sadece tek bir kez seninle bir olabilmek için

Ve kadını dedi ki, "evet ne güzel olurdu, ne yazık ki asla olmayacak
İnsanların ve maymunların aksine biz bunun için yaratılmadık
Senin hiçbir yerin ince ve sivri değil ve benim de bir yarığım yok
Tanrı bunu yapmamızı istemedi o yüzden bizi üzüm olarak yarattı"

"Belki de başka bir hayatta kendimizi birbirimize verdik günah içinde
O'nun kutsal sözünü dinlemedik ve bu yüzden burda soluyoruz
Bir zamanlar ona inanmadık, o yüzden şimdi üzümüz sadece
En azından sana dokunabiliyorum ve tenini yakından hissedebiliyorum"

Hayatımı verirdim, sadece tek bir kez seninle bir olabilmek için
Hayatımı verirdim, sadece tek bir kez seninle bir olabilmek için

Sonra genç çiftçi geldi, isteksizce işini yapmak için
Tüm üzümleri dallarından kopardı ve sepetine attı
Bizim narin, tatlılarımız ayaklarının altında patladı
sadece kısa bir an için birbirlerinin içine akmanın keyfine vararak

Kendilerini kaybettikleri mutluluk bir fıçıda mayalandı
Ne de olsa ikisi birbirlerinin içinde can verdi
Ve bu gece burda oturuyorum ve kırmızı şarabımı yudumluyorum
Üzümleri düşünüyorum ve sessizce şarkımı söylüyorum

Hayatımı verirdim, sadece tek bir kez seninle bir olabilmek için
Hayatımı verirdim, sadece tek bir kez seninle bir olabilmek için




Saturday, 5 April 2008

Error 404

Quick release chemicals strike with incomprehensible precision
Biorganic electronics targeting microscopic destinations of devastation

Cleaner than light
Meaner than a laser fight in the night 2000
Billions of micro maniacs unknown to most as the uncontrollable soldiers of suffering succotash
Instantaneous infiltration leaves me with a case of bustation, frustration,
Alone in the constellation of alienation detached from empty conversation
I wait
I wait
For the wave to break.

Friday, 1 February 2008

Im Namen des Wahnsinns - Konstantin Wecker

*Wahnsinn = (kelime anlamıyla) kuruntulu akıl (gerçek anlamıyla) delilik, çılgınlık

Çılgınlık adına
tutuklusunuz
çok yüksek sesle
ve çok derinlemesine düşündünüz

Çılgınlık adına
karanlığa büründünüz
Düşünmenize gerek yok, zaten düşünüldünüz

Çılgınlık adına
hüküm giydiniz:
Zaman zaman kendinizle uğraşmışsınız

Çılgınlık adına
güldünüz
ve bundan zevk aldınız!

Çılgınlık adına
kendini biraz olsun aydınlatanlar
yok edilecek!

Evet, çılgınlık gecenin içinde ilerliyor sinsice
Bütün bu kuruntular aklımızı başımızdan aldılar
Soğuktan bir palto giymiş
Çünkü üşüyenlere daha kolay hükmedilir

Evet, çılgınlık gecenin içinde ilerliyor sinsice
Kendine adalet ve güç diyor
Güneşi kovuyor
Zamanı söndürüyor
ve bizi gerçeklikten çalıyor

Sunday, 21 October 2007

Subterranean Homesick Blues



Johnny bodrumda
İlacını karıştırıyor
Ben kaldırımda oturmuş
Devlet hakkında düşünüyorum
Yağmurluğunun içindeki adam
Çıkar yaka kartını, işten atıldın
Fena öksürüyorum diyor
Borçlarının ödenmesini istiyor
Dikat et evlar
Bir şeyler yaptın
Tanrı bilir ne zaman
Ama yine yapacaksın
İyisi mi pasaja dal
Yeni bi arkadaş bul
Rakun derisi başlıklı adam
Koca hücresinde
11 dolarlık fatura kesiyor
Sende sadece 10 dolar var

Maggie geliyor koşarayak
Yüzü siyah isle kaplı
Diyor ki kaloriferden olmuş
Yatakta bitkiler ama
Telefon yine de kaçak
Maggie diyor ki, herkes
Mayıs başı baskın yapalım diyormuş
DA'nın emirleri
Dikkat et evlat
N'apmış olursan ol
Parmak uçlarında yürü
Kafein tabletleri deneme
Yangın hortumuyla dolaşanlardan
Uzak dur en iyisi
Burnunu temiz tut
Sivil polislere dikkat et
Rüzgarın ne yönde estiğini bilmek için
Meteoroloji uzmanı olmaya gerek yok

Hasta ol, iyileş
Mürekkep hokkalarında dolaş
Zili çal, söylemesi zor
Bir şey satabilir misin
Çok çalış, tutuklan
Geri gel, kör alfabesi öğren
Hapse gir, kefalet öde
Olmadı savaşa katıl
Dikkat et evlat
Vurulacaksın
Ama tüketiciler, hilekarlar
6 saatlik kaybedenler
Tiyatroların oralarda takılın
Havuzun kenarındaki kız
Başka bir enayi arıyor
Liderleri takip etmeyin
Nereye park ettiğinize dikkat edin

Yeniden doğ, kendini sıcak tut
Kısa pantolonlar, romantizm, dans etmeyi öğren
Giyin, kutsan
Başarılı olmaya çalış
Kadını tatmin et, adamı tatmin et, hediyeler al
Hırsızlık yapma, hiçbir şey aşırma
20 yıllık öğrenim hayatı sonunda
Seni sabah vardiyasına aldılar
Dikkat et evlat
Her şeyi saklı tutuyorlar
Lağımdan aşağı atlasan daha iyi
Kendine bir mum yak
Sandalet giyme
Skandalardan kaçın
Bi serseri olmak istemezsin
Sakız çiğnesen iyi edersin
Tabancan da çalışmıyor
Çünkü haydutun teki kabzasını almış.

Friday, 28 September 2007

The Pretender

Ben kafanın içindeki sesim
Dinlemeyi reddettiğin
Ben yüzleşmek zorunda kaldığın yüzüm

Yüzüne yansımış

Ben geriye kalanım, doğru olanım

Ben düşmanınım

Ben seni dizlerinin üzerine çökerticek elim


Peki ya sen kimsin?

Ya diğerleri gibi olmadığımı söylersem?
Senin oyuncaklarından biri olmadığımı söylersem?
Numara yapan sensin
Ya asla pes etmeyeceğimi söylersem?

"Orada yukarda, kuzey batıda Rhein nehri akıyor ve efsane der ki Loreley (ölüm perisi) orada oturup ölüm getiren şarkılarını söylemiştir. Ama bugün orada çok daha ölümcül bir müzik olacak."
WE'RE GONNA ROCK AROUND THE CLOCK TONIGHT!

Wednesday, 12 September 2007

Jazz isst besser

Die Ärzte, (die beste Band der Welt) Kasım ayında ne hakkında olduğu henüz belirsiz konsept albümünü çıkarıcak.
Grup hakkında bilgisiz olanlar için kısa bi açıklama gerekli olabilir: Die Ärzte satanizmin yeni bi kolu olan Alman bir müzik grubudur. Hayranlarının (yani tarikat üyelerinin) gruba bağlılıklarını kanıtlamaları için ruhlarını Bela B.'ye, beyinlerini Farin Urlaub'a ve vücutlarını da Rodrigo Gonzalez'e satmaları gerekmektedir. Dinin esasları kısaca şöyle sıralanabilir:
+Her kadın (= yetişkin erkeğin zıddı, yetişkin dişi olan insan) konserlere en az bir adet sütyen getirip bunu törensel bi şekilde gruba kurban etmelidir.
+Her gün kahvaltıdan önce bir şişe Underberg veya kişinin antialkolik olması durumu halinde bir bardak süt tüketilmelidir.
+İstek parça olarak asla -ama ASLA- Paul der Bademeister adlı şarkı istenmemelidir.
+Die Prinzen adlı Alman pop grubunu açıkça sevmek, sevdiğini çaktırmak, şarkılarına orjinal sözleriyle eşlik etmek, o gruba para kazandıracak herhangi bir eylemde bulunmak büyük günahtır.

Albüm konusuna geri dönmek gerekirse ilk single olan Junge (oğlan/oğlum) şarkısının kendisi, sözleri ve sözlerinin çevirisi aşağıda verilmiştir:



Oğlum
Neden hiç ders çalışmadın?
Dieter'a baksana!
Onun bi arabası bile var
Neden Werner Amca'nın atölyesine gitmiyosun?
O sana kesin iş verir
Eğer ondan istersen

Oğlum
Şu kılık kıyafetine bi bak!
Pantolonunda delikler
Ve sürekli bu gürültü!
(Komşular ne diyecek?)
Ve sonra bi de saçların
Ne söyleyeceğimi bilmiyorum
Onları boyamak zorunda mısın?
(Komşular ne diyecek?)
Asla eve gelmiyosun
Seninle napıcamızı bilmiyoruz

Oğlum
Annenin kalbini kırma
Henüz çok geç diil
Hala üniversiteye yazılabilirsin
Eskiden hayvanları ne kadar severdin
Bu tam sana göre olmaz mıydı
Kendine ait bi muayenehane?

Oğlum
Şu kılık kıyafetine bi bak!
Burnunda delikler
Ve sürekli şu gürültü!
(Komşular ne diyecek?)
Elektronik gitarlar
ve aptal aptal sözler
Bunu kim dinlemek ister ki?
(Komşular ne diyecek?)
Asla eve gelmiyosun
Bu kadar kötü ilişkiler
Sana beş kuruş para bırakmicaz!
(Maliye Bakanlığı ne diyecek?)
Bunun sonu nereye varıcak?
Senin için endişelendiğimizi anlasana

Ve o kadar tatlı bi çocuktun ki...
O kadar tatlıydın ki...

Ve şu arkadaşların yok mu!
Hepsi uyuşturucu kullanıyo!
Ve sürekli bu gürültü
(Komşular ne diyecek?)
Geleceğini düşün
Aileni düşün
Ölmemizi mi istiyosun??




Wednesday, 5 September 2007

Half Jack

Yarı suyun altında
Yarı annemin kızıyım

Tartışmaya açık bir parça

Koleksiyonun tamamı

İstedikleri yarı fiyatına
Hastalıklı şöhrete
sahip evin yarı yolundayım

Yarı kazara
Yarı acıklı enstrümantal

Düşünecek çok şeyim var
Şaka mı yaptıklarını sanıyosunuz?

Gidip onu kışkırtmalısınız

Sanırım öğrenmenin tam zamanı

Yarı biyoloji, yarı ters gitmiş plastik cerrahi

Burada fazla kalır
san komik bi şeyler olduğunu fark ediceksin
Uzun zaman önce kara bir deliğin içindeydim
Engellemek için hapların olmadığı zamanlarda
Yarı Jill'im
Yarı Jack


İki yarım eşittir
İki şeytanın arasına bi haç

Gıpta edilecek bir parça değil

Ama eğer dinlersen

Yarımlar ve yarım olmayanlar
Arasındaki farkı anlarsın


Ama onu içeri aldığımda ilmiklerimin

Hastalandığını hissediyorum

Onu içimden temizleyip atmak istiyorum
Ama dedikleri gibi 'kan daha yoğundur'


Yüzümde annemi görüyorum
Ama sadece yolculuk ettiğimde

Koşabildiğim kadar hızlı koşuyorum

Ama Jack tökezleyerek peşimden geliyor

Ve eğer yeteri kadar cesur olursam

Onu atmanın bir yolunu bulurum

Ve o kadar uçuyorum ki
Ne sen ne de tüm sevgin beni indirebilir

83üne geldiğinde bile sihirli kelimeleri bulamadı

Bu gerçeği değiştirecek:

Yarı Jill'im

Yarı Jack


Eve giden yolu yarıladım
Yarı umutluyum

Bi çözüm yolunun bulunacağına dair
Çünkü bu kalabalıkla başa çıkabilecek kadar güçlü değilim

Beni yok edebilir

Ama vücudumu kurban etmeye hazırım

Eğer Jack parçamı içimden çıkarabilseydi!





**Bazı şeyleri açıklaması için: şarkıyı Amanda babası için yazdı

Sunday, 26 August 2007

Einfach abhaun, einfach gehn


Nasıl anlatabilirim ki?
Denediğimde tekrar sırtını dönüyor
Hep aynısı
Hep aynı eski hikaye
Konuşabildiğim andan itibaren
Dinlemem buyuruldu
Artık bir yol var
Ve biliyorum ki uzaklara gitmeliyim

Tüm ağladığım zamanlarda
Bildiğim şeyleri içimde tutarak...
Zor olduğunu biliyorum
Ama görmezden gelmesi daha da zor
Haklı olsalardı katılırdım
Ama biliyolar ki sorun onlar,
Ben değil
Artık bir yol var ve biliyorum ki gitmeliyim
Uzaklara gitmeliyim

THERE'S NO HOME FOR YOU HERE, GIRL, GO AWAY
THERE'S NO HOME FOR YOU HERE






Freiheit, freiheit
Ist die Einzige die fehlt






"Hayat e
tli türlü gibidir. Sık sık karıştırmak gerekir yoksa tüm köpük yüzeye çıkar" -Ağaçkakan

Gülümsediğimde gerçek bi gülümsemeyim
Hayallerim var, bir ülke kadar geniş
Dedim ki, şimdi başa çıkabilirim
Senin için daha iyi olur
Bi şekilde üstesinden geliriz,
Çünkü yaptığımız şey bu

Dışarda bi şeyler
Sevginin tek dostun olduğu yerde

Ve biz kendini iyi hissetmeni sağlayanlarız

Esirgenecek biri

Sevgi tek çıkış yolu olduğunda
Ve biz kendini iyi hissetmeni sağlayanlarız

Wednesday, 22 August 2007

Hoist The Colors

Kral ve adamları
Kraliçeyi yatağından çaldı
Ve kemiklerine bağladılar onu.
Denizler bizimdir
Ve güçler adına

Dolaşıcağımız yerlerde dolaşırız


Yo, ho, hep beraber çekin
Çekin bayrakları göklere

İleri, ho, hırsızlar ve dilenciler

Bizler asla ölmeyelim


Bazı adamlar öldü

Bazıları hayatta kaldı

Ve diğerleri denizlerde yol alırlar hala

Kafesin anahtarıyla

Ve şeytana olan borcumuzla
Fiddler'ın Yeşilliği'ne yol alırız


Çan çalındı
sulu mezarında...
Ölümcül sesini duyuyor musun?

Biz bir çağrıyız herkese

Fırtınaya kulak verin
ve yelkenlerinizi eve çevirin!

Yo, ho, hep beraber çekin

Çekin bayrakları göklere

İleri, ho, hırsızlar ve dilenciler

Bizler asla ölmeyelim



-------------------------------------------------------

We're rascals, scoundrels, villains and knaves
Drink up me hearties, yo ho!
We're devils, black sheep, really bad eggs
Drink up me hearties, yo ho!

Yo ho, yo ho, a pirates life for me!

Monday, 20 August 2007

Kayıp kuşağa aitim...

"İçkiler, bizim içkilerimiz. Üzerinde biraların sallanmasını engelleyen matı olan masa, bizim masamız. Bizim dart tahtamız ve şurdakiler, bizim çemberlerimiz"
Ayağını yere vurdu.
"Halısı olmayan yer, bizim yerimiz. Tüm yayları çıkmış kıçımıza giren sandalyeler de bizim sandalyelerimiz. Biz buraya aitiz Bimbo," dedi Bertie.
Ve şurdaki züppe götoğlanları yukarı çıkıp 'Lounge'da kalmalı, siktiğimin ait oldukları yerde!"

Tüm güzeller ve mükemmeller
Burası onların bölgesi değil
Milyonerler ve mimarlar
Hiçbiri bugün burda değil
Onlar yerine beni dene

Birbirimizi bir ömürdür tanıyoruz
Henüz çocukken sarılırdım sana
Seninle yılları saydım
Rüyalarınla oynadım
Yollarını ben seçtim
Ben senin şansınım ve lanetinim
Nerdeyse seni çılgına çevirdim
Yine de hep bana inandın

Ben içindeki hasretim
Ben içindeki hasretim

Ne zaman yanında olsam
Her şeyi sadece benim için yaptın
Seni yanlış yönlendirdim
Verdiğim sözler çoğu zaman boştu
Benim yüzümden öfkeden ağladın
Benim yüzümden kendi kendinin düşmanı oldun
Benim suçumdu, yapabileceğin bi şey yoktu
Ben içindeki umudum ve benimle ölüyorsun

Ben içindeki hasretim
Ben içindeki hasretim
Ben içindeki hasretim ve benimle öleceksin

İşte... Görüyor musunuz? İfadesiz, umursamaz yüzlerinde
numaralarla duruyorlar. Minyatür Nuremberg, boyanmış,
ahşap adamlarına oluşturduğu saflar.
Zavallı şeyler.
Zavallı domino taşları.
Önemsiz imparatorluğunuzu kurmak çok uzun zaman
aldı. Şimdi, tarihin bir fiskesiyle...
...yıkılıyor.
V

Thursday, 9 August 2007

Pure Morning

A friend in need's a friend indeed
A friend with weed is better
A friend with breasts and all the rest
A friend who's dresed in leather
A friend in need's a friend indeed

A friend who'll tease is better

Our thoughts compressed
Which makes us blessed

And makes for stormy weather

Day's dawning, skins crawling

Pure morning

Monday, 30 July 2007

Her şey, çoğu şeyin başladığı gibi, bir şarkıyla başladı. Ne de olsa her şeyin başlangıcında kelimeler vardı ve onlar da birer melodiyle geldi. Dünya bu şekilde yapıldı, boşluk bu şekilde bölündü, ülkeler ve yıldızlar ve rüyalar ve küçük tanrılar ve hayvanlar ve bütün diğer şeyler bu şekilde dünyaya geldi.
Şarkıları söylenerek.
Muhteşem yaratıklar şarkı söylenerek var oldular, şarkıcı aynı şeyi ağaçları ve denizleri ve daha küçük yaratıkları yaptıktan sonra. Var oluşu bağlayan tepeler de şarkı söylenerek yaratıldılar ve avlanma alanları ve karanlık.
Şarkılar kalıcıdır. Solmazlar. Doğru şarkı bir imparatoru bir maskaraya dönüştürebilir, saltanatların sonunu getirebilir. Bir şarkı olaylar ve insanlar toz olana ve hayalleri bile yok olana kadar dayanabilir. Şarkıların gücü budur işte.
NEIL GAIMAN - Anansi Boys


Bebek bugün dünyaya kaçıyor
Onu evde tutan bi şey olmadığı için
Parçalanmış koza kanatlarına yapışıyor
Bebek hoşuna gidecek yeri arıyor
Parmaklarını yakmak istiyor,
Son nefesine kadar veda etmek istiyor
Ta ki herkes anlayana kadar...
...O bir bebek değil artık

... -garip olan hakkında konuşacaklardır, ama imkansız olan hakkında değil, işte bu noktada onlar için üzülürüm, çünkü bir şey imkansız olduğu an inançlarından çıkar, doğru olsa da olmasa da.

Darağacına çıkacaksan kalabalığa bir espri yap, cellada bahşiş ver ve tabureyi dudaklarında bir gülümsemeyle tekmele.

Şimdi düşmezsem yollara
Caddelere, sokaklara
Ne zaman?
Yarın olmaz...