Showing posts with label efsane. Show all posts
Showing posts with label efsane. Show all posts

Friday, 30 October 2009

A Gaimanian genesis story by the Uitoto Indians


I

In the beginning the word gave origin to the father.

II

A phantasm, nothing else existed in the beginning: the Father touched an illusion, he grasped something mysterious. Nothing existed. Through
the agency of a dream our Father Nai-mu-ena kept the mirage to his body & he pondered long & thought deeply.

Nothing existed, not even a stick to support the vision: our Father attached the illusion to the thread of a dream & kept it by the aid of his breath. He sounded to reach the bottom of appearance, but there was nothing. Nothing existed.

Then the Father again investigated the bottom of the mystery. He tied the empty illusion to the dream thread & pressed the magical substance upon it. Then by the aid of his dream he held it like a wisp of raw cotton.

Then he seized the mirage bottom & stamped upon it repeatedly, sitting down at last on his dreamed earth.

The earth-phantasm was his now, & he spat out saliva repeatedly so that the forests might grow. Then he lay down on his earth & covered it with the roof of heaven. As he was the owner of the earth he placed above it the blue & the white sky.

Thereupon Rafu-ema, the-man-who-has-the-narratives, sitting at the base of the skyi pondered, & he created this story so that we might listen to it here upon earth.

(Colombia: Uitoto Indians)

Thursday, 29 October 2009

Gassire'nin Luth'u I

Dört kere Wagadu bütün görkemiyle durdu. Dört kere Wagadu kayboldu ve insan gözüne görünmez oldu: bir kere kibirden, bir kere yalandan, bir kere açgözlülükten ve bir kere de çatışmadan. Dört kere Wagadu adını değiştirdi. Önce ona Dierra denirdi, sonra Agada, sonra Ganna, sonra Silla. Dört kere yüzünü döndü. Bir kere kuzeye, bir kere batıya, bir kere doğuya ve bir kere de güneye. Bunlar Wagadu'nun gücünü aldığı yönler, öyle bir güç ki taştan, tahtadan ya da topraktan yapılmış olsa da, insanların zihinlerinde bir gölge ve çocuklarının kalbinde bir özlem olarak var olsa da her zorluğa dayanır. Çünkü gerçekten de, Wagadu taştan değildir, tahtadan değildir ve topraktan değildir. Wagadu insanların kalbinde yaşayan güçtür ve bazen gözlere görünür çünkü gözler onu görür ve kulaklar kılıçların çarpışmasını ve kalkanların uğultusunu duyar. Ancak bazen de görünmezdir, çünkü insanların boyun eğmezliği onu yorar ve böylece uyur. Uyku Wagadu'ya ilk seferinde kibirden geldi, ikincisinde yalandan, üçüncüsünde açgözlülükten ve dördüncüsünde çatışmadan. Şayet Wagadu dördüncü bir kere ortaya çıkarsa eğer insanların zihninde o kadar şiddetli yaşayacak ki bir daha asla kayıp olmayacak. O kadar şiddetli yaşayacak ki kibir, yalan, açgözlülük ve çatışma bir daha asla ona zarar veremeyecek.

Hoooh! Dierra, Agada, Ganna, Silla! Hoooh! Fasa!

İnsanların suçları ne zaman Wagadu'nun yok olmasını sağladıysa Wagadu yeni bir güzellik kazanmış ve tekrar belirdiğindeki görkemini daha da olağanüstü yapmıştır. Kibir, bugün Sudan'daki bütün milletlerin taklit edip değer verdiği bir şarkı kazandırmıştır. Yalan, bir altın ve inci yağmuru getirmiştir. Açgözlülük, bugün hala Burdamalıların kullandığı şekilde ve o zamanlar Wagadu'da kadın işi olan yazıyı getirmiştir. Çatışma, güneyin yağmurları ve Sahra'nın kayaları kadar dayanıklı olacak beşinci Wagadu'nun ortaya çıkmasını sağlayacak, çünkü her erkeğin kalbinde ve her kadının rahminde bir Wagadu yaşar.

Hoooh! Dierra, Agada, Ganna, Silla! Hoooh! Fasa!

(Soninke: Afrika)

Saturday, 20 October 2007

Ejder Kehanetleri

Gölge'nin yüzüne, daha önce yeniden doğmuş olan ve sonsuza dek defalarca doğacak olan biri doğacak. Ejder yeniden doğacak ve yeniden doğuşunda haykırışlar ve diş gıcırtıları duyulacak. Ejder insanları kefen ve küllerle giydirecek ve tüm bağları kopartarak dünyayı yeniden kuracak.
Hepimizi şafak gibi körleştirip doğuracak ve Yenidendoğan Ejder, Son Savaş'ta Gölge ile yüzleşecek ve kanı bize hayat verecek. Bırakın aksın gözyaşları, ey dünyanın halkları, Kurtuluşunuz için ağlayın.
Karaethon Döngüsünden
Ejder Kehanetleri
Ve yolları çok olacak. Ve adını kim bilecek; defalarca, farklı kısveler altında doğacak aramıza, tıpkı şimdiye dek yaptığı, bundan sonra da yapacağı gibi, sonsuz zamanda. Gelişi sabahın keskin tarafı gibi olacak, yaşamlarımızı sükunet içinde yaşadığımız yerden saban izleri gibi tersyüz edecek. Bağları kıran; zincirleri ören. Gelecekleri inşa eden; kaderi çözen.

Ufkun ötesinde fırtınalar gürler, gökyüzünün ateşleri yeryüzünü kavurur...

...Yıkım olmadan kurtuluş yok ve ölümün bu yanında umut yok.

"Onun gerçek Yenidendoğan Ejder olduğunu düşünüyorlar," dedi sonunda, tiksintiyle. "Onun, Kehanetlerin söylediği gibi, her tür bağı kırdığını söylüyorlar. Erkekler lordlarını, çıraklar ustalarını terk etti. Kocalar ailelerini, kadınlar kocalarını bıraktı. Bu rüzgarla taşınan bir salgın ve sahte Ejder'den kaynaklanıyor."

Monday, 27 August 2007

Anka Kuşu'nun Efsanesi

Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı`nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş...
Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.
Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.
Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş.

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;

Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyler yüzünden kafese kapatılırmış);
Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;
Baykuş yıkıntılarını özlemiş,
Balıkçıl kuşu bataklığını...
Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış. Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi “şaşkınlık” ve sonuncusu Yedinci Vadi “yok oluş” ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş… Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış. Simurg’un yuvasını bulunca öğrenmişler ki; “SİMURG ANKA – Otuz Kuş” demekmiş.
Onların hepsi Simurg’muş. Her biri de Simurg’muş.

Simurg Anka’yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yok oluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça bataklığımızda, yıkıntılarımızda ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.