Showing posts with label tanrı. Show all posts
Showing posts with label tanrı. Show all posts

Tuesday, 24 November 2009

Communications with God

God sifts through the waste of society,
separating the wheat from the chaff,
moving along from one dumpster to the next,
pulling out slabs of salmon steak from one behind a restaurant
and an alluminium cage with a fluff of woodshavings
on the bottom of it from another beside an apartment complex.
Later, he will toss chunks of salmon to a mob of cats
and find, buried beneath the shavings in the cage,
the barely breathing body of a pink and white furry mass.
He will place his finger behind its neck and press softly,
and the mouse will shiver slightly and open its mouth.
Then God will dip honey from a jar with a spoon,
take a dab on his fingertip, and smear it across the mouth
and the long, protruding teeth of the dying mouse.
Then he will take a drop of water on his finger
and put it into the mouth, mixing honey with water.
He will feel the belly of the mouse, and the
lift the body up to his mouth. He will
blow gently into the mouth of the mouse his own breath.
But the mouse no longer stir. God says
that the spirit of the mouse has already left,
though it may yet decide to return,
and that maybe it's for the best,
because the mouse was suffering here in this life.
He returns the body of the mouse to the shavings in the cage,
and tells me that he had a friend once named Mel
who had been in a terrible car accident,
and after much suffering for a long time,
finally died. I say that's sad. He
says no, not really, because his friend was
possibly reborn into another body on the very day
he died, and is better off now, new and fresh, ready
to begin his next life. The next day,
when God comes inside the house to take a bath,
he brings with him a telephone he found that morning.
He says some college kids threw away several of them.
He says you can sell them back to Bell sometimes
if they're still in good condition. As he bathes,
I plug it in and listen to the dead sounds
coming through the line, into the phone God has found.
When God has finished with his bath, he goes back outside
to the garage, where his little black dog is tied,
and begins a low and calm conversation with the dog,
telling him he's going to have to rearrange some things here.
He lights a Gauloise and sets to work in the garage,
moving about junk and propping up an old mattress
he's set in the doorway, in front of his bed on the ground.
For winter's coming on, it's already November, and God
knows even he needs protection from the stiff north wind.
Besides, he knows too there are small aircraft around,
and a certain Cessna that follows him. They're
watching him even now. He knows. He's God.
But it doesn't matter because the process has already begun.
He's been to New Mexico and seen, in Carlsbad Caverns,
bodies that, after many centuries, have arisen from stone there.
The government, of course, is keeping this under wraps.
There's another thing too he's noticed and hets us in on.
The plants have changed in the last week or so,
and the earth has finally regained its soul.
Then he decides to tell us who he is, if we haven't yet guessed,
even though he knows, he says, that because of this
he may lose his temporary shelter inside our garage.
He is who he says he is, he says, and is absolutely
not a paranoid schizophrenic. He knows he
is one with God in The Light Of Creation, and is himself
the light of creation that we see and feel when we
ourselves have come near to God in His blessedness on the earth.
And how will we respond to that? Well,
first we will rub linseed oil into the dry, diseased skin
of our dog, who has lost most of his hair this summer.
And we will do this because God, who loves dogs, has,
in his infinite wisdom and authority, suggested it,
and told us that it would restore to him his natural lustrous coat
and also interfere with the breeding cycle of the fleas
which are now feeding and laying their eggs on him.
We will take this word for it. He's God. He knows.
And we will allow him to remain and to sleep
in our garage for another few days, while this weather holds.
Because, even to God, the world is now cold.
And, if we can understand nothing else he tells us, almost,
we do, at least, know this.

Mel Kenne

Tuesday, 24 March 2009

Tanrı gitmişti. Kaybolmuş, ölmüş ya da asla var olmamış gibi… İnsanlar kararsız, şaşkındı; aydınlık bir yolda birden biri ışıkları kapamış gibi, nereye gideceklerini bilemeden el yordamıyla ilerlemeye başladılar. Elektrikler kesilmişti. Sanki biri üzerlerinden giysilerini almıştı. Giysilerin orada olduğunun insanlar çok farkında değildir, ama yoklukları inanılmaz dikkat çekicidir. Daha önce Tanrı’nın varlığını fark etmeyenler bile çırılçıplak ortada kalınca yokluğunu fark etti.

Evlerden sessizlik ve değişim dalgalarının kokusu yükseldi. Kiliseler, sinagoglar ve camiler kapılarına ‘kapalıyız’ tabelaları astı, nazar duaları ve haçlar duvarlardan indirildi. Hıçkırıklar yükseldi, nereye sığınacaklarını bilemeyen insanların hayret dolu iniltilerine karıştı. Budistler omuz silkip Tanrı’nın daha yüksek bir biçime bürünerek yeniden doğmasını beklemeye başladılar.

Hükümetler milli güvenliği korumak için önlemler aldı; yatırımcılar hızla telefonlara uzanıp bankalara talimatlar yağdırdı. Çalışanlar yas ilan edip o gün işlerine gitmediler; işsizler evde oturmaya devam ettiler. Fakirler bundan sonra kime yakınıp kimlerden yardım isteyeceklerini bilemediler. Çocukların kafası karıştı; bazıları Noel’de istedikleri kırmızı bisikleti alamayacakları için ağladı, diğer çocuklar periler Tanrı sayılmadıkları için sevindiler ve dökülen dişlerini yastıklarının altına bırakmaya devam ettiler. Daha küçükleri omuz silkip oyunlarına devam ettiler; yetişkinler bir karar verseydi, Tanrı var mıydı yok muydu? Daha da küçükleri yokluğu fark etmediler bile, ayak parmaklarını yemeye çalışmaya devam ettiler.

Günahkârlar onları cehenneme mahkûm edecek kimsenin kalmamasına sevindiler. Hayırseverler yaptığı iyiliklerinin kendilerine getirilerinin olmayacağı için hayal kırıklığına uğradılar. Ayyaşlara içmek için sebep çıktı, ama Tanrı olsa da olmasa da onların hep bir bahaneleri olurdu zaten. Teistler nihilistlere 100’lük birer banknot uzattı. Hayalperestler dua etti, oportünistler çağın yeni ilahi kitabı üzerinde çalışmaya başladı. Ve tüm dinsizler, kâfirler ve küfürbazlar, kocaman kirli bir cam fanus olan bu diğer dünyanın içinde pörtlek gözleri ve hayretle açılmış ağızlarıyla dolanan balıkları ifadesizce kendi evlerinden seyrettiler.

Friday, 11 July 2008

NEIL GAIMAN'IN CANI SIKILMIŞ BİR KIZA YAPTIKLARI

Evet bugün canım sıkıldığında dedim bi bakıyım şu bizim Neil n'apıyo ve Journal'ında şunları buldum:

Bir adet Thomas Disch hikayesi

(henüz okunmadı, ama reklamı iyi yapıldı)
(edit: okundu ve hiç de reklamında görüldüğü gibi olmadığı ortaya çıktı. lezzetli ama sağlıksız)

Şu an itibariyle ABD'de yayımlanmasına 11 hafta 3 gün 10 saat 18 dakika ve 12 saniye kalmış olan Graveyard Book'un kapağı (by Dave McKean). Kitabın kendi sitesi de bu.

ENDLESS'ların başlı başına bir din haline geldiğini öğrendim.

San Jose'un bir sokağının hep soğan halkaları gibi koktuğunu öğrendim. (Aslına bakarsanız tam olarak burda resmedilmiş olan sokak)

Daily Mail'in başlıkları hakkında bir şeyler öğrendim.
There is a rumour going around that I have found God. I think this is unlikely because I have enough difficulty finding my keys, and there is empirical evidence that they exist.
Ve Neil'ın başlıkları da daha iyi değil. Bu "Holly'nin Doğum Günü Yazısı" başlıklı yazıdan. Terry Pratchett söylemiş.

Snorglable diye bi kelime varmış. Burda.

Ha! Take that, Mr. Gaiman!

Who's a cute little raccoon? You are! Yes, YOU are! Iddy-widdy-cooty-pooty-woo... Waitaminnit...

And last but not least... The Conversation

Saturday, 19 January 2008

Spreading the truth...

Tanrı hakkında bilmek istediğiniz her şey...

Sunday, 14 October 2007

Google Tanrı mı?

"The Church of Google" adı altında toplanan bir grup genç, Google'ı yeni tanrıları ilan ettiler. Kendilerine "Googlist" diyen bu topluluk, şu ana kadar tanrı tanımına en uygun varlığın Google olduğunu ileri sürüyorlar.
Google'ın tanrı olduğunu 9 adımda şöyle kanıtlıyorlar:
#1: Google şimdiye kadar 'her şeyi bilen' bir varlığa en yakın şeydir ve bu bilimsel olarak kanıtlanabilir. Kendisine kayıtlı 9,5 milyar internet sitesiyle tüm diğer arama motorlarından daha üstündür. Ayrıca biglileri üstün PageRank özelliğiyle dizer ve biz ölümlüler için hazmedilebilir hale getirir.
#2: Google her yerdedir. Google aynı anda dünyanın her yerinde olabilir ve onunla her yerden bağlantı kurulabilir.
#3: Google dualara cevap verir. Arama motorunu kullanarak sorulara cevap bulabilir, O'na sorun, size cevabını verir, yolu gösterir; ama bundan sonrası size kalmıştır.
#4: Google potensiyal olarak ölümsüzdür.
#5: Google sonsuzdur. İnternet teorik olarak sonsuza kadar büyüyebilir ve böylece Google da sonsuza kadar büyüyebilir.
#6: Google her şeyi hatırlar. Google'ın önbelleği internetteki düşüncelerinizi ve söylediklerinizi sonsuza kadar kaydedebilir. Siz ölseniz bile, önbelleğe kayıtlı olanlar kalır ve böylece bir tür ahiret hayatı oluşturur.
#7: Google 'kötü yola düşemez'. Google'ın şirket felsefesi kötülük yapmadan para kazanabileceğini söyler.
#8: Google Trend'lere göre 'Google' kelimesi 'Tanrı', 'Allah', 'İsa', 'Buddha', 'İslam', 'Hıristiyanlık', 'Budizm' ve 'Musevilik' kelimelerinin toplamından daha fazla aranmıştır. İstatistik olarak görmek için buraya tıklayın.
#9: Google'ın varlığı tartışılmaz bir gerçektir. Google'ın varlığı şu ana kadar var olan tüm tanrıların varlığından daha kanıtlanabilirdir. Google tam burdadır. Kendiniz de gidip onun kutsal varlığına tanık olabilirsiniz, inanç gerekli değildir.

Bu grup hakkında daha fazla bilgi için yandaki resme tıklayın.
Eğer tanrının varlığıyla ilgili ya da bu dinin saçmalığıyla ilgili söyleyecekleriniz varsa buraya tıklayın.
İngilizce bilmeniz cevap alma ihtimallerinizi arttırabilir, ancak ciddiye alınma ihtimalinizi arttıracağından şüpheliyim.

Tuesday, 18 September 2007

Tanrı'ya dava açan adam

Eyalet Senatörü Ernie Chambers, Douglas bölge Mahkemesi'nde Tanrı'dan 'korku ve terör yaydığı' gerekçesiyle davacı oldu. Chambers, açtığı davada, “davalıdan, zararlı faaliyetler ve terör tehditlerine bir son vermesinin istenmesini” talep etti. Halkın oylarıyla seçildiğini hatırlatan Chambers, davalının, doğrudan veya dolaylı olarak, seller, depremler, kasırgalar, hortumlar ve salgın hastalıklara yol açtığını kaydetti ve davalının heryerde ve Douglas Bölgesi'nde de var olduğunu belirtti.

(kaynak: Hürriyet)

Wednesday, 12 September 2007

Jazz isst besser

Die Ärzte, (die beste Band der Welt) Kasım ayında ne hakkında olduğu henüz belirsiz konsept albümünü çıkarıcak.
Grup hakkında bilgisiz olanlar için kısa bi açıklama gerekli olabilir: Die Ärzte satanizmin yeni bi kolu olan Alman bir müzik grubudur. Hayranlarının (yani tarikat üyelerinin) gruba bağlılıklarını kanıtlamaları için ruhlarını Bela B.'ye, beyinlerini Farin Urlaub'a ve vücutlarını da Rodrigo Gonzalez'e satmaları gerekmektedir. Dinin esasları kısaca şöyle sıralanabilir:
+Her kadın (= yetişkin erkeğin zıddı, yetişkin dişi olan insan) konserlere en az bir adet sütyen getirip bunu törensel bi şekilde gruba kurban etmelidir.
+Her gün kahvaltıdan önce bir şişe Underberg veya kişinin antialkolik olması durumu halinde bir bardak süt tüketilmelidir.
+İstek parça olarak asla -ama ASLA- Paul der Bademeister adlı şarkı istenmemelidir.
+Die Prinzen adlı Alman pop grubunu açıkça sevmek, sevdiğini çaktırmak, şarkılarına orjinal sözleriyle eşlik etmek, o gruba para kazandıracak herhangi bir eylemde bulunmak büyük günahtır.

Albüm konusuna geri dönmek gerekirse ilk single olan Junge (oğlan/oğlum) şarkısının kendisi, sözleri ve sözlerinin çevirisi aşağıda verilmiştir:



Oğlum
Neden hiç ders çalışmadın?
Dieter'a baksana!
Onun bi arabası bile var
Neden Werner Amca'nın atölyesine gitmiyosun?
O sana kesin iş verir
Eğer ondan istersen

Oğlum
Şu kılık kıyafetine bi bak!
Pantolonunda delikler
Ve sürekli bu gürültü!
(Komşular ne diyecek?)
Ve sonra bi de saçların
Ne söyleyeceğimi bilmiyorum
Onları boyamak zorunda mısın?
(Komşular ne diyecek?)
Asla eve gelmiyosun
Seninle napıcamızı bilmiyoruz

Oğlum
Annenin kalbini kırma
Henüz çok geç diil
Hala üniversiteye yazılabilirsin
Eskiden hayvanları ne kadar severdin
Bu tam sana göre olmaz mıydı
Kendine ait bi muayenehane?

Oğlum
Şu kılık kıyafetine bi bak!
Burnunda delikler
Ve sürekli şu gürültü!
(Komşular ne diyecek?)
Elektronik gitarlar
ve aptal aptal sözler
Bunu kim dinlemek ister ki?
(Komşular ne diyecek?)
Asla eve gelmiyosun
Bu kadar kötü ilişkiler
Sana beş kuruş para bırakmicaz!
(Maliye Bakanlığı ne diyecek?)
Bunun sonu nereye varıcak?
Senin için endişelendiğimizi anlasana

Ve o kadar tatlı bi çocuktun ki...
O kadar tatlıydın ki...

Ve şu arkadaşların yok mu!
Hepsi uyuşturucu kullanıyo!
Ve sürekli bu gürültü
(Komşular ne diyecek?)
Geleceğini düşün
Aileni düşün
Ölmemizi mi istiyosun??