

Titus yedi yaşında. Gormenghast'ta yaşıyor. Gölgelerin arasında emzirildi. Ritüel ağlarında sütten kesildi. Kulakları için yanıklar, gözleri için taştan bir labirent var. yine de bedeninde bu gölgeli mirastan başka - başka bir şey bulunmakta. Çünkü o her şeyden önce bir çocuk.
Ai was exhausted and enraged. He looked ready to cry, but did not. I believe he considers crying either evil or shameful. Even when he was very ill and weak, the first days of our escape, he hid his face from me when he wept. Reasons personal, racial, social, sexual - how can I guess why Ai must not weep? Yet his name is a cry of pain.
Ai yorgun ve öfkeliydi. Ağlamaya hazır görünüyordu, ama ağlamadı. Sanırım ağlamanın kötü ya da utanç verici olduğunu düşünüyor. Kaçışımızın ilk günlerinde, çok hasta ve zayıf olduğunda bile ağladığında yüzünü benden sakladı. Kişisel, kültürel, sosyal ya da cinsel sebepler - Ai'nin neden ağlamaması gerektiğini nasıl bilebilirim? Yine de ismi bir yardım çığlığı.
Ursula Le Guin, Left Hand of Darkness (Karanlığın Sol Eli)
Altununuz boşa giderParanızı savurmayınEstonya'ya kim gider?Adalarda kürek çekmem,Estonya balığını sevmem,Sulu çorbasını yemem!İngri'ye giden kim,Fakir, çorak bir toprak;Açlığın olduğu yer,Çırasız, meşalesiz;Suyu kıt, arpası kıt,Buğday ekmeği bulunmaz,Çavdarı da değersiz.

My young men shall never work. Men who work cannot dream & wisdom comes in dreams.
You ask me to plow the ground. Shall I take a knife and tear my mother's breast? Then when I die she will not take me toher bosom to rest.You ask me to dig for stone. Shall I dig under her skin for bones? Then when I die I cannot enter her body to be born again.You ask me to cut grass and make hay and sell it and be rich like white men. But how dare I cut my mother's hair?It is a bad law and my people cannot obey it. I want my people to stay with me here. All the dead men will come to life again. We must wait here in the house of our fathers and be ready to meet them in thebody of our mother.
I sharpen my sword
Facing the hills bright with campfires
That shadow the starry night.
A song rises, promises
To reach out to the sun, to the lands beyond the mountains
and of building Houses of unseen magnificence,
with towers erect, and walls thick with pride.
Madness is an avalanche of rubies:
Disdain for power, kill for land.
I sharpen my sword.
Not for me are the glorious songs,
Not for me are the promises of a better tomorrow.
Blood shall be shed.
I sharpen my sword to kill my brother.
Being a writer of fiction isn't like being a compulsive liar, honestly. It takes craft and care, and it's much easier not to do it.
-Neil Gaiman
Tanrı gitmişti. Kaybolmuş, ölmüş ya da asla var olmamış gibi… İnsanlar kararsız, şaşkındı; aydınlık bir yolda birden biri ışıkları kapamış gibi, nereye gideceklerini bilemeden el yordamıyla ilerlemeye başladılar. Elektrikler kesilmişti. Sanki biri üzerlerinden giysilerini almıştı. Giysilerin orada olduğunun insanlar çok farkında değildir, ama yoklukları inanılmaz dikkat çekicidir. Daha önce Tanrı’nın varlığını fark etmeyenler bile çırılçıplak ortada kalınca yokluğunu fark etti.
Evlerden sessizlik ve değişim dalgalarının kokusu yükseldi. Kiliseler, sinagoglar ve camiler kapılarına ‘kapalıyız’ tabelaları astı, nazar duaları ve haçlar duvarlardan indirildi. Hıçkırıklar yükseldi, nereye sığınacaklarını bilemeyen insanların hayret dolu iniltilerine karıştı. Budistler omuz silkip Tanrı’nın daha yüksek bir biçime bürünerek yeniden doğmasını beklemeye başladılar.
Hükümetler milli güvenliği korumak için önlemler aldı; yatırımcılar hızla telefonlara uzanıp bankalara talimatlar yağdırdı. Çalışanlar yas ilan edip o gün işlerine gitmediler; işsizler evde oturmaya devam ettiler. Fakirler bundan sonra kime yakınıp kimlerden yardım isteyeceklerini bilemediler. Çocukların kafası karıştı; bazıları Noel’de istedikleri kırmızı bisikleti alamayacakları için ağladı, diğer çocuklar periler Tanrı sayılmadıkları için sevindiler ve dökülen dişlerini yastıklarının altına bırakmaya devam ettiler. Daha küçükleri omuz silkip oyunlarına devam ettiler; yetişkinler bir karar verseydi, Tanrı var mıydı yok muydu? Daha da küçükleri yokluğu fark etmediler bile, ayak parmaklarını yemeye çalışmaya devam ettiler.
Günahkârlar onları cehenneme mahkûm edecek kimsenin kalmamasına sevindiler. Hayırseverler yaptığı iyiliklerinin kendilerine getirilerinin olmayacağı için hayal kırıklığına uğradılar. Ayyaşlara içmek için sebep çıktı, ama Tanrı olsa da olmasa da onların hep bir bahaneleri olurdu zaten. Teistler nihilistlere 100’lük birer banknot uzattı. Hayalperestler dua etti, oportünistler çağın yeni ilahi kitabı üzerinde çalışmaya başladı. Ve tüm dinsizler, kâfirler ve küfürbazlar, kocaman kirli bir cam fanus olan bu diğer dünyanın içinde pörtlek gözleri ve hayretle açılmış ağızlarıyla dolanan balıkları ifadesizce kendi evlerinden seyrettiler.